Türkiye'nin Terörle Mücadele Doktrinleri

STRATEJI

Bozkurt

9/18/20265 min read

red flag on pole during daytime
red flag on pole during daytime

Her ne kadar Türkiye'nin terörle mücadelesini PKK ile başlatmak doğru olmasa da Türkiye'nin terörle mücadele doktrinini belirleyen ana aktör PKK olarak karşımıza çıkar. Türkiye'nin ilk kurulduğu dönemlerde isyanlarla ettiği mücadele tam olarak terörle mücadele sayılmasa da isyanların amacı, kullanılan yöntemler ve bununla edilen mücadelede izlenilen yöntem bakımından benzerlikler vardır.

Sol Örgütler Ve THKO

PKK öncesi Türkiye radikal sol örgütlerle mücadele etmekteydi. O dönem dünyada yükselen bir trend olarak karşımıza çıkan sol akımlar Türkiye'de üniversiteler, işci sendikaları, gecekondular gibi yerlerde karşılık bulmuştu. Bu nedenle devlet silahlı bir mücadeleden çok siyasi, hukuki, istihbari ve ideolojik mücadele içerisindeydi. Tüm bu fikri, ideolojik akımlar 1970'in sonuna doğru THKO isimli bir terör örgütü olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Nurhak Dağlarında örgüt üyeleri jandarma ile girdikleri çatışma dönüm noktası oldu. Bu olaya kadar terörle mücadele daha çok siyasi protesto veya asayiş sorunu olarak görülüyordu. THKO ve diğer sol örgütler birlikte ile devlet farklı alanlarda mücadeleye girişeceği bir savaşla tanışmış oldu. Bu noktada polislerin bu gibi durumlarda yetersiz kalması mücadelenin askeri bir alana taşınmasına sebep oldu. Ayrıca hücreler, şifreli iletişimler gibi kapalı bir örgütün olması nedeniyle MİT klasik istihbaratın ötesine geçmek durumunda kaldı.

Çok Boyutlu Bir Terör Örgütü: ASALA

ASALA Türkiye'nin çok boyutlu alanda mücadele ettiği terör örgütüydü. ASALA karşısında değişen doktrinler olarak karşımıza MİT'in klasik espiyonaj veya kontrespiyonaj faaliyetleri dışında yurt dışında özel faaliyetler yapabilecek kontrterör fikri ortaya çıktı. Daha sonra bu bilgi birikim PKK ile mücadele de kullanıldı. Diğer bir değişim ise uluslararası alanda yaşanacaktı. ASALA'yı terör örgütü olarak değil de geçmişin hesaplaşması olarak bakan Avrupalı devletler vardı. Bu nedenle ASALA'ya müsamaha gösteriliyordu. Bu noktada Türkiye, bu devletlere baskı uygulama stratejisini izledi. Ayrıca ASALA ile birlikte, Türkiye'ye yöneltilen Ermeni soykırımı iddialarına da akademik, kurumsal, tarihi olarak cevap veren bir akademik doktrine ihtiyaç duyuldu

PKK

Tüm bunları belirttikten sonra Türkiye'nin uzun yıllardır asıl sorunu olan PKK terör örgütü ile mücadelesini inceleyelim. Türkiye PKK ile mücadelede erken dönemde genel olarak karakollarda örgütü bekleyen bir pozisyondaydı. Yani daha çok savunma pozisyonundaydı. Terörle mücadele de ana odak sınır içleri olsa da sınır dışına gir-çık mantığında operasyonlar yapılıyordu. Fakat bu operasyonların kalıcılığı yoktu. 2000 yılı öncesinde Türkiye'nin terörle mücadelede hiçbir zaman siyasi bir strateji izlemediğini düşünmek ise eksik bir yaklaşım olur. Her ne kadar Turgut Özal ve Necmettin Erbakan gibi liderler zaman zaman sorunu siyasi ve yapısal reformlarla çözmek amacıyla örtülü kanallardan (1993 Öcalan-Özal hattı gibi) temaslar kursalar da; bu girişimler gerek askeri kanadın sert tutumu gerekse 33 askerin şehit edilmesi gibi karanlık sabotajlar nedeniyle kalıcı bir stratejiye dönüşemeden çöktü. Buna benzer bir süreç 2000 sonrası çözüm süreci olarak karşımıza çıktı. Çözüm süreci daha önceki doktrinlere benzemeyen hibrit bir süreçti. Bu süreç ayrı bir inceleme konusu olsa da bu stratejinin istismar edilip çökmesiyle birlikte Hendek Operasyonları karşımıza çıktı. Hendek operasyonu ile birlikte bir kırılma noktası ortaya çıkıyor. Bu kırılma noktası ilerleyen süreçte özellikle 2016 sonrası FETÖ mensuplarının temizliği ile birlikte günümüzde de sürdürülen kurumlar arası müşterek hareket ve iş birliği.

Diğer bir kırılma noktası olarak daha önce zikrettiğimiz 15 Temmuz süreci karşımıza çıkar. Aslında en temelde terörle mücadelede zaman zaman değişiklikler olsa da doktrinsel değişimleri

Hendek Operasyonlarına olan birinci dönem

Hendek Operasyonlarından 15 Temmuz'a kadar ikinci dönem

15 Temmuz sonrası üçüncü dönem şeklinde ayrılabilir.

Üçüncü dönemde savunmada olan tepkisel bir stratejiden terörü önleyici, kaynağında yok eden bir stratejiye geçildi. Sınır ötesi operasyonlar bu stratejide önemli bir rol oynar. Fakat daha önce bahsettiğimiz sınır ötesi gir-çık şeklinde değil sınır ötesi kalıcı üsleri olan o bölgeyi kontrol edip terörün tekrar olmasına izin vermeyen bir anlayış. Ayrıca bu kalıcılık durumunun sadece terör örgütlerine karşı olmaması güneyden gelecek İsrail tehlikesine bir önlem de olması muhtemeldir. Diğer bir mücadele alanı olarak karşımıza teröre finansman sağlayan durumların ortadan kaldırılması çıkar. Terör örgütlerinin sadece yabancı finansmanla ayakta kaldığını düşünmek hata olur. Daha ileride yazılarımızda da inceleyeceğimiz crime-terror nexus yani kabaca terör örgütünün ideolojik yapıdayken finansman sağlamak amacıyla suç örgütü refleksleri göstermesi öne çıkar. Ayrıca terörle mücadelede başarıya ulaşma da yerli savunma sanayi ürünlerini zikretmeden olmaz.

Şuana kadar terörle mücadelede Türkiye'nin doktrinsel değişimlerini inceledik. Türkiye'nin çok yönlü terörle mücadele doktrinleri günümüz dünyasında gittikçe sorun olan şu 3 meseleye de kısa sürede uyum sağladığını görmek Türkiye'nin güvenlik mimarisinin ne kadar güçlü olduğunu ortaya koymaktadır.

  1. Kripto örgüt üyeleri.

  2. Uyuyan hücreler.

  3. Tek aktörlü terörizm

    Özellikle Avrupa'nın 3. meselede nasıl bir sınav vereceğini merak ediyoruz.

    Bu zamana kadar terörle mücadelede şehit düşen herkese Allahtan rahmet diliyorum. Devletimize ve milletimize bu sorunun tamamen çözülmesi noktasında güveniyorum. Dualarımızda genellikle asker polislere dua ederken isimsiz kahramanlarımız olan MİT mensuplarına, ülkemizin bağımsızlığında çok önemli bir yere sahip olan savunma sanayi çalışanlarını da unutmayalım.

ASALA terör örgütü bayrağı

THKO terör örgütü yöneticisi olan 3 terörist